<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kemal Atatürk | ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</title>
	<atom:link href="https://ozancorumlu.com/tag/mustafa-kemal-ataturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ozancorumlu.com</link>
	<description>Herkese, Her Zaman Eğitim !</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Nov 2015 13:37:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://ozancorumlu.com/wp-content/uploads/2015/01/Transparan-54ccc3dcv1_site_icon-50x50.png</url>
	<title>Mustafa Kemal Atatürk | ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</title>
	<link>https://ozancorumlu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">79785015</site>	<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Az Bilinen 10 Anısı</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/ataturkun-az-bilinen-10-anisi/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/ataturkun-az-bilinen-10-anisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2015 13:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün anıları]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk'ün bilinmeyen anıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=10161</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün az bilinen 10 anısı&#8230; &#8221;SİZİN KENDİNİZE Mİ İTİMADINIZ YOK, TÜRK HANIMININ FAZİLETİNE Mİ?&#8221; Muallimler Ankara&#8217;da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı. Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi&#8217;ye şikayete giderler. Gazi kızarak: &#8221;Kimmiş muallimler cemiyet reisi? Çağırın onu!&#8221; &#8230;</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/ataturkun-az-bilinen-10-anisi/">Atatürk’ün Az Bilinen 10 Anısı</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün az bilinen 10 anısı&#8230;</h2>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post2"><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- [ads2] 200x90 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:200px;height:90px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="9339071439"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></div></h3>
<h3>&#8221;SİZİN KENDİNİZE Mİ İTİMADINIZ YOK, TÜRK HANIMININ FAZİLETİNE Mİ?&#8221;</h3>
<p>Muallimler Ankara&#8217;da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı. Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi&#8217;ye şikayete giderler. Gazi kızarak: &#8221;Kimmiş muallimler cemiyet reisi? Çağırın onu!&#8221; der. Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle ona çıkışır: &#8221;Siz Muallimler içtimada ne yapmışsınız ? Ne ayıp şey bu?&#8221; Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi&#8217;den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir beşaretle gülmektedir. Sarıklılar neşe içinde iken, Gazi&#8217;nin sesi hep aynı tonda devam eder: &#8221;Olur şey değil,olur şey değil! Mazhar müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışır: &#8221;Efendim vallahi&#8230;&#8221; &#8221;Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaya muallime hanımları da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımlarının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?&#8221;</p>
<h3>&#8221;ORADAN BÖYLE GEÇİLİR&#8221;</h3>
<p>Salih Bozok anlatıyor: İngilizler Çanakkale&#8217;de Anafartalar Grubu&#8217;nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe&#8217;yi tutmak lazımdı. Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkan görülmüyordu. Kireç Tepe&#8217;yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu,askerin arasına karıştı ve sordu: &#8221;Niçin geçmiyorsunuz ? &#8221; İçlerinden biri cevap verdi: &#8221;Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !&#8221; Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden: &#8221;Oradan böyle geçilir!&#8221; dedi ve ileri fırladı. Mehmetçik artık durur mu? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.</p>
<h3>&#8221;YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR&#8221;</h3>
<p>Kral Edward İstanbul&#8217;a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı&#8217;na yanaşır. Atatürk de rıhtımda onu beklemektedir. Deniz dalgalı olduğundan, kralın bindiği motor, sürekli inip çıkmaktadır. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlanır. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunduğundan, kral da ona elini uzatmadan önce mendiline silmek ister. Ama Atatürk hemen devreye girer ve: &#8221;Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez.&#8221; diyerek kralı elinden tutup rıhtıma çıkarır.</p>
<h3>&#8221;SEN HAYATINDA BÖYLE BİR AĞAÇ YETİŞTİRDİN Mİ Kİ KESECEKSİN !&#8221;<strong> </strong></h3>
<p>Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor: Atatürk&#8217;ün Çankaya Köşkü&#8217;ndeki bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk&#8217;ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz etrafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım: &#8221;Emrederseniz derhal keselim Paşam.&#8221; Bir an yüzüme baktı, sonra: &#8221;Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!&#8221;</p>
<h3>&#8221;SAKARYA&#8217;NIN DEĞERİNİ KÜÇÜLTMÜŞ OLURSUNUZ DOSTUM.&#8221;</h3>
<p>Sakarya Zaferi&#8217;nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal&#8217;e Sakarya Savaşı&#8217;nı gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlenmeye çalışıldığı bu tabloda Ata, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal&#8217;in: &#8221;Bu tabloyu kimseye göstermeyin.&#8221; demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu açıklamayı yapar: &#8221;Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti; bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya&#8217;nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.&#8221;</p>
<h3>SAKARYA SAVAŞI&#8217;NDAN DÖNÜŞ</h3>
<p>Sakarya Meydan Savaşı Türk Orduları&#8217;nın zaferi ile sona ermiş, Gazi Ankara&#8217;ya dönmektedir. Yirmi gün geceli gündüzlü büyük bir endişe ve karamsarlık içinde yaşayan Ankaralılar, düşmanı yenen ordunun başkomutanına törenli bir karşılama düzenlemişlerdir. Ankara garından başlayarak şehre doğru yolun iki yakasında sıra ile dizilen hükumet ve meclis üyeleri, memurlar, öğrenciler, esnaf ve halk, gazi geçtikçe alkış tutup arkasına katılarak büyük bir alay halinde ilerlemektedirler. Meclis binasının önüne gelindiğinde Gazi alayın başında bulunanların yukarıya doğru yol almakta olduğunu fark etmişti.Meğer bu tören şöyle düzenlenmiş: &#8221;cemaat&#8221; halinde Hacı Bayram Veli&#8217;nin türbesine gidilecek, onun &#8221;yüksek maneviyatının yardımıyla&#8221; kazanılan bu büyük zafer için orada dua edilecek, sonra Meclis&#8217;e dönülerek nutuklar okunacaktır. Gazi: &#8221;Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam! &#8221; deyip doğruca meclis binasına sapar. Atatürk yıllar sonra bu olayı anlatırken sözüne şunları da eklemiştir: &#8221;Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların &#8221;maneviyatı&#8221; olmayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum.&#8221;</p>
<h3>&#8221;LAİKLİK, ADAM OLMAKTIR.&#8221;</h3>
<p>Kılıç Ali anlatıyor: İlk mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün meclise başkanlık ediyordu. Meclisin tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla: &#8221;Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz ben bu lağikliğin manasını anlamıyorum, nedir bu laiklik ? &#8221; diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak: &#8221;Adam olmaktır Hocam, adam olmak! &#8221; diyerek Hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.</p>
<h3>AMERİKALI KADIN GAZETECİ</h3>
<p>Niyazi Ahmet Banoğlu anlatıyor: Bir Amerikalı kadın gazeteci, Atatürk&#8217;e: &#8221;İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz ? &#8221; diye sormuş ve şu cevabı almıştı: &#8221;Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş zaten kendi kendine yürür.&#8221;</p>
<h3>&#8221;BÜYÜK GEÇMİŞ OLSUN&#8221;</h3>
<p>Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul&#8217;da Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda konuşurken, konuk Kral şöyle der: &#8221;Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Cihan harbinin sonunda Lloyd George Batı Anadolu&#8217;yu Yunanistan&#8217;a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George&#8217;un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.&#8221; Atatürk, Kral&#8217;ın bu sözlerine şu cevabı verir: &#8221;Haşmetmap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra büyük geçmiş olsun! &#8221;</p>
<h3>HERKES İÇİN LÜZUMLU BİR İHTAR</h3>
<p>Muzaffer Kılıç anlatıyor: Erzurum&#8217;dan kongre için Sivas&#8217;a geldiğimizde, Mustafa Kemal&#8217;in karargahı olarak, Sivas lisesini hazırlamışlardı. Paşa, kendisine hazırlanan odaları dolaşırken, yatak odasında, karyolanın arkasında bulunan sarı satırlı atlas yastık gözüne ilişti. Yastığın üzerinde, koyu renk bir ibrişimle işlenmiş şu beyit vardı: Cihanın cahına mağrur olup incitme insanı. ( Dünyanın şaşasıyla gururlanıp incitme insanıları) Süleman-ı zaman olsan bırakırsın bu eyvanı (Zamanın Süleymanı da olsan bırakırsın bu dünyayı) Atatürk, yazıyı okuduktan sonra durdu. Mazhar Müfit Bey&#8217;i çağırttı. Beyti ona okuttu. Mazhar Müfit: &#8221;Paşa&#8217;m, bu sizin için yazılmış değil.&#8221; deyince, Atatürk: &#8221;Bu uyarı hepimiz için ve her şey için bir prensip olmalıdır.&#8221; cevabını verdi.</p>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post1"><div style="max-width:336px;height:280px">
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- ads1 336x280 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:100%;height:280px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="2984261430"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
</div></div></h3>The post <a href="https://ozancorumlu.com/ataturkun-az-bilinen-10-anisi/">Atatürk’ün Az Bilinen 10 Anısı</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/ataturkun-az-bilinen-10-anisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10161</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Atatürk’ün 1923’te Amerikalı Gazeteciye Verdiği Röportaj</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/ataturkun-1923te-amerikali-gazeteciye-verdigi-roportaj/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/ataturkun-1923te-amerikali-gazeteciye-verdigi-roportaj/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2015 12:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac F. Marcosson Atatürk röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[The Saturday Evening Post]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=10145</guid>

					<description><![CDATA[<p>1923 yılının Temmuz ayı.. Amerikan The Saturday Evening Post dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson, Ankara gelmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’le bir röportaj yapmıştı. 1923 yılının Temmuz ayı.. Amerikan The Saturday Evening Post dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson, Ankara gelmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’le bir röportaj yapmıştı. Söyleşi ile yazarın Anadolu izlenimlerinden oluşan yazı derginin 20 &#8230;</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/ataturkun-1923te-amerikali-gazeteciye-verdigi-roportaj/">Atatürk’ün 1923’te Amerikalı Gazeteciye Verdiği Röportaj</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="content-header">1923 yılının Temmuz ayı.. Amerikan The Saturday Evening Post dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson, Ankara gelmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’le bir röportaj yapmıştı.</h2>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post2"><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- [ads2] 200x90 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:200px;height:90px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="9339071439"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></div></h3>
<p>1923 yılının Temmuz ayı.. Amerikan The Saturday Evening Post dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson, Ankara gelmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’le bir röportaj yapmıştı.</p>
<p>Söyleşi ile yazarın Anadolu izlenimlerinden oluşan yazı derginin 20 Ekim 1923 tarihli sayısında yayımlanmıştı.</p>
<h3>ÇOK ŞIK BİR KIYAFET İÇERİSİNDEYDİ</h3>
<p>Bu görüşmeyle Marcosson&#8217;ın Anadolu gezisindeki izlenimlerinden oluşan yazı ilk kez Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi&#8217;nin 1 Kasım 1984 tarihli birinci sayısında Prof. Ergun Özbudun&#8217;un Türkçe çevirisiyle yayımlandı. 20 Ekim 1923 tarihli &#8220;Kemal Paşa&#8221; başlıklı yazıda Marcosson, Atatürk için &#8220;Onu üniformalı göreceğimi zannediyordum. Oysa çizgili gri pantolon ve rugan ayakkabılarla siyah bir jaketataydan (kuyruklu ceket) oluşan çok şık bir kıyafet içerisindeydi. Kanat yaka ve mavili sarılı bir kravat taşıyordu&#8221; diye yazdı.</p>
<h3>ORTADOĞU AYRINTISI</h3>
<p>Atatürk&#8217;ün, Amerikalı gazeteci Marcosson&#8217;a verdiği röportajda söylediği sözlerin bir bölümü: &#8220;Bir gün, cihan harbinden sonra Ortadoğu&#8217;da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır ve Kurtuluş Savaşı&#8217;nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı onların da hakkından gelecektir&#8230;&#8221;</p>
<h3>YENİ TÜRKİYE&#8217;NİN EN ÖNEMLİ DÜŞÜNCESİ</h3>
<p>Çankaya&#8217;da gerçekleşen söyleşinin sonunda Atatürk, &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin ilk ve en önemli düşüncesi siyasal değil, ekonomiktir. Biz, dünya üretiminin de, tüketiminin de bir parçası olmak istiyoruz&#8221; diye devam etti.<br />
Yine aynı görüşmede Mustafa Kemal &#8220;&#8230; Birleşik Devletlerin ideali, bizim de idealimizdir. Büyük Millet Meclisi&#8217;nin 1920 Ocağında ilân ettiği Millî Misakımız sizin Bağımsızlık Beyannamenize çok benzer. O sadece, Türk ülkesinin istilâdan kurtulmasını ve kendi kaderine hâkim olmasını ister. &#8230; O, halkımızın Misakı, anayasasıdır ve her ne pahasına olursa olsun bu misakı korumaya kararlıyız.&#8221; demişti.</p>
<h3>DEMOKRASİ İNSAN IRKININ ÜMİDİDİR</h3>
<p>Atatürk görüşmede Marcosson&#8217;un &#8220;Sizin için devlet yönetiminde ideal nedir?&#8221; sorusuna şu cevabı veriyor: &#8220;Pan-İslamizm, din ortaklığına dayanan bir federasyon demekti. Pan- Turanizm ise ırka dayanan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu. Her ikisi de yanlıştı. Pan-İslamizm fikri, asırlar önce Viyana kapılarında, Türklerin Avrupa&#8217;da ulaştıkları en kuzey noktada öldü. Pan-Turanizm de, Doğu ovalarında mahvolup gitti. Bu hareketler fetih fikrine dayanıyorlardı. Uzun yıllar emperyalizm Avrupa&#8217;ya hâkim oldu. Ancak emperyalizm ölüme mahkûmdur. Bunun cevabını Almanya&#8217;nın, Avusturya&#8217;nın, Rusya&#8217;nın ve geçmişteki Türkiye&#8217;nin yıkılışında bulursunuz. Demokrasi, insan ırkının ümididir.&#8221;</p>
<h3>KENDİ KADERİNİ TAYİN</h3>
<p>Yeni Türkiye&#8217;nin temelindeki fikrin bu olduğunun altını çizen Mustafa Kemal &#8220;Biz zor kullanma, fetih istemiyoruz. Kendi ekonomik ve siyasal kaderimizi kendimizin tayin etmesine müsaade edilmesini istiyoruz. Şunu da ilave edeyim ki, bu demokrasi, Amerikan düşüncesini temsil eder&#8221; diyor.<br />
Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu yayılma, kuvvet ve zor kelimeleriyle tanımlayan Atatürk şöyle devam ediyor: &#8220;Woodrow Wilson&#8217;ın gayet iyi ifade ettiği self-determinasyon (kendi kaderini tayin) idealine dayanan, Türklere ait bir Türkiye istiyoruz. Bu milliyetçilik demektir ama Avrupa&#8217;nın pek çok yerlerinde self-determinasyon&#8217;u engelleyen bencil türden bir milliyetçilik değil. Ne de keyfi gümrük duvarları ve sınırlar demek. Bizim milliyetçiliğimiz ticarette açık kapıyı, ekonominin yeniden canlandırılmasını, bir vatanda beliren gerçek anlamda ülkesel bir vatanseverliği ifade eder.&#8221;</p>
<p>Atatürk’ün söyleşide verdiği cevaplar ise Anadolu Hareketi’nin dayandığı temeller ve ekonomi meselesine bakışına dair önemli ipuçları veriyor…</p>
<p><strong>“Emperyalizm ölüme mahkûmdur. Demokrasi insan ırkının ümididir.”</strong></p>
<p>Marcosson’un izlenimlerinden oluşan yazı Prof. Ergun Özbudun tarafından Atatürk Araştırma Merkezi dergisinde 1 Kasım 1984 tarihli birinci sayısında Türkçe olarak yayımlanmıştı.</p>
<p>-Geldiğinize çok memnun oldum. Biz, Amerikalıları Türkiye’de görmek istiyoruz; çünkü özlemlerimizi en iyi onlar anlayabilirler. Size ne söylememi istiyorsunuz?</p>
<p><strong>-İlkin bana, Amerikan halkı için bir mesaj verebilir misiniz?</strong></p>
<p>-Memnuniyetle. Birleşik Devletlerin ideali, bizim de idealimizdir. Büyük Millet Meclisinin 1920 Ocak’ında ilân ettiği Millî Misakımız, sizin Bağımsızlık Beyannamenize çok benzer. O, sadece, Türk ülkesinin istilâdan kurtulmasını ve kendi kaderimize hâkim olmamızı ister. Bağımsızlık, hepsi bu. O, halkımızın misakı, anayasasıdır ve ne pahasına olursa olsun, bu misakı korumaya kararlıyız.</p>
<p>Türkiye de, Amerika da, demokratik rejimlerdir. Gerçekten, şu andaki Türk Hükümeti, dünyadaki en demokratik hükümettir. Halkın mutlak egemenliğine dayanır ve onun temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi, yargı, yasama ve yürütme organıdır. Kardeş demokrasiler olarak, Türkiye ile Amerika arasında en sıkı ilişkiler olmalıdır.</p>
<p>Ekonomik ilişkiler alanında Türkiye ile Birleşik Devletler, her iki taraf için de en büyük yarar sağlayacak şekilde, birlikte çalışabilirler. Zengin ve çeşitli millî kaynaklarımızın, Amerikan sermayesi için çekici olması gerekir. Biz, gelişmemizde Amerikan yardımını memnuniyetle karşılarız; çünkü bütün başka ülkelerin sermayesinden farklı olarak Amerikan parası, Avrupa milletlerinin bizimle ilişkilerine can veren siyasal entrikalardan uzaktır. Başka bir ifadeyle Amerikan sermayesi, yatırılır yatırılmaz bayrağını çekmeye kalkmaz.<br />
Amerika’ya olan inanç ve güvenimizin somut bir delilini, Chester İmtiyazını vermek suretiyle gösterdik. Gerçekten bu, Amerikan halkına bir teveccühtür.</p>
<p>Hayatım boyunca, Washington ve Lincoln’ün hayat ve eserlerinden ilham aldım. İlk on üç devletle yeni Türkiye arasında ilginç bir benzerlik vardır. Sizin atalarınız, İngiliz boyunduruğunu kaldırıp attı. Türkiye de, üzerindeki bütün rüşvet ve yiyicilikle birlikte taşıdığı eski imparatorluk boyunduruğunu, daha da kötüsü başka milletlerin bencil müdahalelerini kaldırıp attı. Biz şimdi, yeni bir milletin doğuşuna şahit olan bir doğum sürecinin içindeyiz. Amerikan yardımıyla amacımıza ulaşacağız.<br />
Biliyor musunuz, Washington ve Lincoln niçin beni daima etkilemişlerdir? Söyleyeyim size. Onlar, sadece Birleşik Devletlerin şerefi ve kurtuluşu için çalıştılar; oysa öbür başkanların çoğu, öyle görünüyor ki, kendilerini tanrılaştırmaya çabaladılar. Kamu hizmetinin en yüksek şekli, bencil olmayan çabadır.</p>
<h3>Yeni İslamcılık ve Yeni Turancılık</h3>
<p><strong>-Sizin için devlet yönetiminde ideal nedir? Başka bir deyişle, Pan-İslâmizm ve Pan-Turanizm fikirlerine hâlâ inanıyor musunuz?</strong></p>
<p>-Kısaca söyleyeyim. Pan-İslâmizm, din ortaklığına dayanan bir federasyon demekti. Pan-Turanizm ise, ırka dayanan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu. Her ikisi de yanlıştı. Pan-İslâmizm fikri, asırlar önce Viyana kapılarında, Türklerin Avrupa’da ulaştıkları en kuzey noktada öldü. Pan-Turanizm de, Doğu ovalarında mahvolup gitti.</p>
<p>Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştı; çünkü, kuvvet ve emperyalizm anlamına gelen fetih fikrine dayanıyorlardı. Uzun yıllar emperyalizm, Avrupa’ya hâkim oldu. Ancak emperyalizm ölüme mahkûmdur. Bunun cevabını, Almanya’nın Avusturya’nın, Rusya’nın ve geçmişteki Türkiye’nin yıkılışında bulursunuz. Demokrasi, insan ırkının ümididir. Bir Türk’ün ve savaş için yetişmiş benim gibi bir askerin böyle konuşması size garip gelebilir. Oysa yeni Türkiye’nin temelindeki fikir aynen budur. Biz, zor kullanma, fetih istemiyoruz. Yalnız bırakılmamızı ve kendi ekonomik ve siyasal kaderimizi kendimizin tayin etmesine müsaade edilmesini istiyoruz. Yeni Türk demokrasisinin tüm yapısı, bunun üzerine kuruludur. Şunu da ilâve edeyim ki, bu demokrasi, Amerikan düşüncesini temsil eder; şu farkla ki, siz kırk sekiz devletsiniz, biz bir tek büyük devletiz.</p>
<p>Yüzlerce yıl boyunca Türk İmparatorluğu, Türklerin azınlıkta olduğu karmaşık bir insan yığınıydı. Daha başka sözde azınlıklarımız da vardı ve bunlar, sıkıntılarımızın büyük kısmının kaynağı olmuşlardı. Bu ve eski fetih düşüncesi… Türkiye’nin gerilemesinin bir sebebi, bu güç yönetim işi yüzünden kendisini tüketmiş olmasıydı. Eski İmparatorluk çok büyüktü ve her an kendisini problemlere açık buluyordu. Oysa eski kuvvet, fetih ve yayılma fikri, Türkiye’de ebediyen ölmüştür. Eski İmparatorluğumuz, Osmanlı’ydı. Bu da, kuvvet ve zor demekti. Bu artık anlamını kaybetmiştir. Biz şimdi Türk’üz, yalnızca Türk. İşte bunun içindir ki, Woodrow Wilson’un gayet iyi ifade ettiği self-determinasyon idealine dayanan, Türklere ait bir Türkiye istiyoruz. Bu, milliyetçilik demektir ama Avrupa’nın pek çok yerlerinde self-determinasyon’u engelleyen bencil türden bir milliyetçilik değil. Ne de keyfî gümrük duvarları ve sınırlar demek. Bizim milliyetçiliğimiz, ticarette açık kapıyı, ekonominin yeniden canlandırılmasını, bir vatanda beliren gerçek anlamda ülkesel bir vatanseverliği ifade eder. Kan ve fetihle dolu bunca yıldan sonra nihayet Türkler, bir anavatana kavuşmuşlardır. Bunun sınırları belirlenmiş, dert kaynağı olan azınlıklar dağıtılmıştır; işte bu sınırların içinde mevkiimizi korumak ve kendi kurtuluşumuz için çalışmak istiyoruz. Kendi evimizin efendileri olmak istiyoruz.</p>
<p>Biliyor musunuz, Avrupa’da barışı ve yeniden inşayı engellemiş olan şey nedir? Sadece şu: Bir milletin diğerine müdahalesi. Daha önce bahsettiğim, açgözlü, bencil milliyetçiliğin bir parçası. Bu, ekonominin yerine siyasetin geçmesi sonucunu doğurmuştur. Alman onarma tazminatı kördüğümü, bunun yalnızca bir örneğidir. Küçük çaplı siyaset, dünyanın baş belasıdır.</p>
<p>Bizim güçlükle kazandığımız Türk bağımsızlığını engellemeye çalışan, milliyetçiliğimizi kötüleyen, bunun doğu komşularımızı fethetme arzusunu maskeleyen bir kamuflajdan ibaret olduğunu söyleyen, ekonomiyi yönetecek yetenekte olmadığımızı ileri süren milletler var. Bakalım, göreceğiz.</p>
<p>Yeni Türkiye’nin ilk ve en önemli düşüncesi, siyasal değil, ekonomiktir. Biz, dünya üretiminin de, tüketiminin de bir parçası olmak istiyoruz.</p>
<p><strong>-Birleşik Devletler, sizin bu yeni Türkiye’nize somut olarak ne gibi yardımlarda bulunabilir?</strong></p>
<p>-Türkiye, temelde bir tarım ülkesi. Başarı veya başarısızlığımız tarıma bağlı. Canlandırma programında başlıca üç faaliyet önde geliyor. Bunlar, tarım, ulaştırma ve sağlık; çünkü köylerimizdeki ölüm oranı, dehşet verecek kadar yüksek. Önce tarımı alalım. Birincisi, tarım okulları açmak ki bunda Amerika yardımcı olabilir, ikincisi traktör ve diğer modern tarım makinelerine yer vermek suretiyle, tamamen yeni bir tarım bilimi geliştirmek zorundayız. Pamuk gibi yeni ürünleri geliştirmemiz, tütün gibi eski ürünleri de yaygınlaştırmamız gerekiyor, ister karayolunda, ister çiftlikte olsun, motor bizim ilk yardımcımız olacaktır. Ulaşım da aynı derecede hayatîdir. Dünya Savaşından önce Almanlar, Türkiye’nin ulaşımı için kapsayıcı bir plân hazırlamışlardı. Ancak bu, ülkenin onlar tarafından ekonomik bakımdan sömürülmesi fikrine dayanıyordu. Almanlardan kurtulduğumuza memnunum; benim açımdan da, hiçbir zaman bu otoriteyi tekrar ele geçirebilecek değillerdir. Çok ihtiyaç duyduğumuz demiryollarımızı geliştirmek için gözlerimizi Amerika’ya çevirdik. Onlara Chester İmtiyazı’nı vermemizin bir sebebi bu. Bu imtiyazın bizim için ne ifade ettiğini Amerikalıların anlayacaklarını ümit ediyorum. Bu, sadece yeterli bir ulaşım değil, aynı zamanda yeni limanların inşası ve millî kaynaklarımızın, özellikle petrolün işletilmesi ümididir.<br />
Sağlık konusunda zaten, kabinemizin bir unsuru olarak, bir Sağlık Bakanlığı kurduk; çocuk ölümlerini önlemek için her türlü çaba gösterilecektir. Bu konuda da gene Amerika yardımcı olabilir.</p>
<p>Ekonomiden söz ederken, yeni Türkiye için hayatî önem taşıyan başka bir soruna da değineyim. Geçmişte Türkiye’nin trajedisi, büyük Avrupa devletlerinin, onun ticarî gelişmesi konusunda birbirlerine karşı olan bencil tutumlarıydı. Bu, büyük imtiyazlar koparma oyununun kaçınılmaz sonucuydu. Devletler, ahır yemliğindeki köpekler gibiydiler; kendi istediklerine ulaşamadıkları zaman, rakiplerini de bundan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Yıllardır Çin’de olup bitenler de aynen böyledir; ancak onlar, Türkiye’yi Çin’e çeviremeyeceklerdir. John Hay tarafından ortaya atılmış bulunan, herkese açık kapı ve herkes için fırsat eşitliği üzerinde ısrar edeceğiz. Eğer Avrupa devletleri bu usûlden hoşlanmazlarsa, bunun dışında kalabilirler.</p>
<p><strong>-Dünyanın bugünkü hastalığı için ilâcınız nedir?</strong></p>
<p>-Aptalca şüphe ve güvensizlik değil, akıllıca işbirliği…</p>
<p><strong>-Milletler Cemiyeti bir çare mi?</strong><br />
-Hem evet, hem hayır. Cemiyetin hatası, bazı milletleri yönetmek, diğer milletleri de yönetilmek üzere ayırmış olmasıdır. Wilson’un self-determinasyon fikri, garip şekilde ortadan kalkmış görünüyor.</p>
<p><strong>-Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne girmesine taraftar mısınız?</strong><br />
-Şarta bağlı; ancak şu andaki işleyiş şekliyle Cemiyet, bir deneme niteliğini sürdürmektedir.</p>
<p><strong>Kadınlar Hakkında Neler Söyledi?</strong><br />
“…Kadınlarımız, eğitimde ve çalışmada erkeklere eşit olmalı. İslamiyet’in en eski günlerinden beri, kadın bilginler, yazarlar, hatipler ve bunun gibi okul açıp ders veren kadınlar olmuştur. Hatta İslam Dini, kadınlara, kendilerini erkeklerle aynı derecede eğitmelerini emreder. Yunanlılarla olan savaşta Türk kadınları, cephedeki erkeklerin yerine geçerek evlerinde her türlü işi yapmış, hattâ ordunun ikmal ve mühimmat taşınması işini üstlenmişlerdir. Bu, gerçek bir sosyolojik prensibin, yani toplumu daha iyi ve daha güçlü kılmak için kadınların erkeklerle işbirliği etmesi gerektiği prensibinin bir sonucu olmuştur.</p>
<p>Türkiye’de kadınların hayatlarını tembellik ve aylaklık içinde geçirdikleri sanılmaktadır. Bu bir iftiradır. Büyük şehirler hariç, Türkiye’nin tümünde kadınlar, erkeklerle yan yana tarlalarda çalışmakta ve genel olarak millî çalışmaya katılmaktadırlar. Sadece büyük şehirlerde Türk kadınları kocalarınca kapatılmaktadır. Bu da, kadınlarımızın, dinin emrettiğinden daha fazla örtünüp kapanmalarından ileri gelmektedir. Gelenek, bu noktada fazla ileri gitmiştir.”</p>
<p>(Bu röportaj Anekdot Yayınları tarafından yayınlanan Hakan Pala, Her Soruya Cevap Verdi: Atatürk&#8217;ün 55 röportajı, 2010 Ankara kitabından alınmıştır. )</p>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post1"><div style="max-width:336px;height:280px">
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- ads1 336x280 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:100%;height:280px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="2984261430"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
</div></div></h3>The post <a href="https://ozancorumlu.com/ataturkun-1923te-amerikali-gazeteciye-verdigi-roportaj/">Atatürk’ün 1923’te Amerikalı Gazeteciye Verdiği Röportaj</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/ataturkun-1923te-amerikali-gazeteciye-verdigi-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10145</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Einstein&#8217;dan Atatürk&#8217;e mektup!</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/einsteindan-ataturke-mektup/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/einsteindan-ataturke-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2015 11:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein'dan Atatürk'e mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=10141</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşte Albert Einstein&#8217;la Türk hükümeti arasında geçen yazışmalar&#8230; Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dâhilerinden olan Alman fizikçi Albert Einstein, 17 Eylül 1933&#8217;te Ankara&#8217;ya, Başbakanlık’a ve bir nüshasını da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e gönderdiği ve &#8220;Sadık hizmetkârınız olmaktan şeref duyuyorum&#8221; sözlerinin yer aldığı mektubunda, Hitler&#8217;in iktidara gelmesinden sonra Almanya&#8217;da çalışmalarına imkân kalmayan değişik meslek gruplarından 40 bilim &#8230;</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/einsteindan-ataturke-mektup/">Einstein’dan Atatürk’e mektup!</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="content-header">İşte Albert Einstein&#8217;la Türk hükümeti arasında geçen yazışmalar&#8230;</h2>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post2"><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- [ads2] 200x90 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:200px;height:90px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="9339071439"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></div></h3>
<p>Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dâhilerinden olan Alman fizikçi Albert Einstein, 17 Eylül 1933&#8217;te Ankara&#8217;ya, Başbakanlık’a ve bir nüshasını da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e gönderdiği ve &#8220;Sadık hizmetkârınız olmaktan şeref duyuyorum&#8221; sözlerinin yer aldığı mektubunda, Hitler&#8217;in iktidara gelmesinden sonra Almanya&#8217;da çalışmalarına imkân kalmayan değişik meslek gruplarından 40 bilim adamı için, Türkiye’den iş talebinde bulunuyor.</p>
<p>Einstein’in ricası Atatürk tarafından kabul edilmiş ve bu bilim adamlarının tümü Türkiye’ye gelerek Üniversite Reformu&#8217;nda görev almışlardı.</p>
<p>Almanya&#8217;da 1932 sonbaharında yapılan genel seçimleri, Adolf Hitler&#8217;in Nasyonal Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandı ve Hitler, 1933&#8217;un 30 Ocak günü Almanya’nın başına geldi. Nazilerin hedeflerinden biri, Yahudilerin, öncelikle de Almanya&#8217;daki Yahudilerin köklerinin kazınmasıydı.</p>
<p>O tarihten birkaç yıl önce başlamış olan Yahudi karşıtı hareketler Nazilerin iktidarı elde etmelerinden sonra daha da arttı ve çok sayıda Yahudi, Almanya’yı terk etti.</p>
<p>Ayrılma hazırlığı yapan Yahudiler arasında dünyanın önde gelen bilim adamları da vardı ve Albert Einstein da onlardan biriydi. Berlin Üniversitesi&#8217;nde hocalık yapan ama kısa bir süre sonra artık ders veremeyeceğini fark eden Einstein, 1933 ilkbaharında Almanya&#8217;dan ayrılıp Fransa&#8217;ya geçti ve Paris&#8217;teki &#8220;College de France&#8221;da hocalık etmeye başladı.</p>
<p>Bu sırada, Nazi tehdidi altında bulunan Yahudilerin korunması amacıyla &#8220;Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği&#8221; adını taşıyan ve kısa adi &#8220;OSE&#8221; olan bir kurum oluşturulmuştu. Birliğin merkezi Paris&#8217;teydi ve onur başkanlığına da Albert Einstein getirilmişti.</p>
<p>Albert Einstein, 1933&#8217;un 17 Eylül’ünde Ankara&#8217;ya, işte bu sıfatla, yani &#8220;OSE&#8217;nin Onur Başkanı&#8221; olarak bir mektup gönderdi. Einstein, son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda Almanya&#8217;daki bazı yasalar dolayısıyla çok sayıda Alman bilim adamının mesleklerini icra edemez hale geldiklerini söylüyordu.</p>
<p>Bilim adamlarının çalışabilecekleri bir ülke aradıklarını da anlatan Einstein, 40 kişilik bir uzman listesi hazırladıklarını yazıyor, bu kişilerin hiçbir karşılık beklemediklerini anlatıyor ve Türk Hükümeti’nin söz konusu bilim adamlarını kabul etmesi halinde sadece insani bir faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağını, Türkiye’nin bu kabulden büyük kazanç sağlayacağını da ifade ediyordu.</p>
<p>Einstein, simdi Başbakanlığa bağlı olan &#8220;Cumhuriyet Arşivi’nde saklanan 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu yazdığı sırada, Başbakanlık makamında İsmet Bey (İnönü) vardı.</p>
<p>Belgenin üzerinde yer alan ve İsmet İnönü’nün el yazısıyla olan nottan anlaşıldığına göre İnönü, 9 Ekim günü bu mektubu &#8220;Maarif Vekilliğine&#8221;, yani Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti. Milli Eğitim Bakanı, o tarihte Reşit Galip Bey’di.</p>
<p>Albert Einstein’in mektubunun alt kısmında ve yanında el yazısıyla üç maddelik notlar bulunuyor.</p>
<p>Reşit Galip Bey&#8217;e ait bu notlarda geçen &#8220;Teklif, mevzuat-i kanuniyemizle mutabık değildir&#8221;, &#8220;Bunları bugünkü şartlara göre kabule imkân yoktur.&#8221; biçimindeki ifadelerden, teklifin Bakanlıkça ilk aşamada kabul edilmediği anlaşılıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin bu tarihten hemen sonra 40&#8217;tan fazla Alman bilim adamını davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ve Üniversite Reformu&#8217;nun da bu sırada yapılmasında, çok daha yüksek bir makam, yani bizzat Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal devreye girdi.</p>
<p>Bu konudaki bir başka kanıt da Princeton Üniversitesi’nde 1949 yılında Einstein ile görüşen İstanbul Teknik Üniversitesi’nin emekli hocalarından Prof. Dr. Münir Ülgür’ün yaptığı açıklama.</p>
<p>Prof. Münir Ülgür, açıklamasında Einstein’in görüşme sırasında Atatürk’ü kast ederek: &#8220;Dünyanın en büyük liderine sahipsiniz. 1933&#8217;teki üniversite reformunuz sırasında benim de ülkenize davet edilmemi sağlamıştı.&#8221; dediğini aktarıyor.</p>
<p>Bu ifadeler, Alman bilim adamlarının Türkiye’ye doğrudan doğruya Atatürk’ün talimatıyla gelmiş olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Albert Einstein’in Atatürk’e mektubu şöyle:</p>
<p>Ekselansları,</p>
<p>Ben sadık hizmetkârınız Albert Einstein,</p>
<p>OSE Dünya Birliği&#8217;nin onursal başkanı olarak, Almanya&#8217;dan 40 profesörle, doktoralı uzmanın bilimsel ve tıbbi çalışmalarını Türkiye&#8217;de sürdürmelerine izin vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından istirham ediyorum.</p>
<p>Sözü edilen kişiler, Almanya&#8217;da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş deneyim, bilgi ve bilimsel yeterlilik sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece yararlı olacaklarını kanıtlayabilirler.</p>
<p>Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz deneyim sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir.</p>
<p>Bu bilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.</p>
<p>Bu başvuruya destek vermek amacıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi durumunda yalnızca yüksek düzeyde bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalınmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği umudumu ifade etmek cüretini buluyorum.</p>
<p>Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan onur duyan</p>
<blockquote><p>Prof. Albert EINSTEIN</p></blockquote>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post1"><div style="max-width:336px;height:280px">
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- ads1 336x280 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:100%;height:280px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="2984261430"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
</div></div></h3>The post <a href="https://ozancorumlu.com/einsteindan-ataturke-mektup/">Einstein’dan Atatürk’e mektup!</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/einsteindan-ataturke-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Bize Neler Kazandırdı ?</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/cumhuriyet-bize-neler-kazandirdi/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/cumhuriyet-bize-neler-kazandirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2015 18:11:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetin kazandırdıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=9818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet, ülkemize, topluma, eğitim sistemine, kadına, çocuklara neler kazandırdı? Türkiye Cumhuriyeti, çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti’nin yıkıntıları arasından, Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde giriştiği mücadele ile hayat bulmuş millî bir devlettir. Cumhuriyetin Türk toplumuna kazandırdıklarını anlamak için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya görüşünü ifade eden Atatürkçü düşünce sistemini, bir başka deyişle Atatürkçülüğü açıklamakta fayda bulunmaktadır. &#8230;</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/cumhuriyet-bize-neler-kazandirdi/">Cumhuriyet Bize Neler Kazandırdı ?</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="content-header">Cumhuriyet, ülkemize, topluma, eğitim sistemine, kadına, çocuklara neler kazandırdı?</h2>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post2"><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- [ads2] 200x90 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:200px;height:90px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="9339071439"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></div></h3>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti’nin yıkıntıları arasından, Türk milletinin Atatürk’ün önderliğinde giriştiği mücadele ile hayat bulmuş millî bir devlettir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet</strong>in Türk toplumuna kazandırdıklarını anlamak için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya görüşünü ifade eden Atatürkçü düşünce sistemini, bir başka deyişle Atatürkçülüğü açıklamakta fayda bulunmaktadır. Atatürkçülük, Türk milletinin aklın ve bilimin rehberliğinde ileri bir toplum olarak en kısa sürede çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini, milletler ailesinin bağımsız, eşit ve şerefli bir üyesi olarak demokratik ve lâik kurallar içinde mutlu bir yaşam sürmesini amaçlayan, ilkeleri Türk toplumunun ihtiyaç ve isteklerinden doğmuş çağdaş bir düşünce sistemidir.</p>
<p>Bu düşünce sisteminin kaynağı, ülke gerçeklerinden, Türk milletinin ihtiyaç ve isteklerinden ve nihayet Türk tarihinin yapraklarından kaynaklanmıştır. Bu bakımdan kişisel bir düşünce değil, millî vicdandan kaynaklanan, milletimizin ortak arzu ve eğilimlerinin simgesidir.1</p>
<p>Hayatta en hakiki yol göstericinin ilim olduğunu kabul eden Atatürkçülük, akılcılığa, bilime verdiği değer ve sürekli yenilenmeyi mümkün kılan İnkılâpçılık ilkesi ile bugün olduğu gibi yarın da geçerliğini koruyacaktır. Bu konuya büyük önem veren Atatürk, &#8220;Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir&#8221; direktifi ile izlenmesi gereken yolu göstermiştir.</p>
<p>Bu gün Türk milleti, hayat anlayışından, modern görünüşüne kadar güzel olan ne varsa Atatürk’e ve O’nun kurduğu Cumhuriyete borçludur. Oysa Osmanlı Devleti’nden miras kalan hayat anlayışı, kısaca &#8220;bir lokma, bir hırka&#8221; diye toplum arasında yaygın olan ve insanları sadece öbür dünya için çalışmaya sevk ederek miskinleştiren bir anlayış idi. Ortaçağın dini taassubunu çöküş döneminde yaşamaya başlayan Osmanlı Devleti’nin bu döneminde bilim, sanat, devlet hayatı ve toplum hayatına hep bu, akıl ve mantığı, bilimi önemsemeyen düşünce hâkimdi. Örneğin bilimi üçe ayırmışlardı. Öğrenilmesi gerekli bilimler, öğrenilse de olur öğrenilmese de olur bilimler ve günah olan bilimler. Onlara göre dinî bilimler öğrenilmeliydi. Ancak tıbbı öğrensen de olur, öğrenmesen de olur diyorlardı. Çünkü hastalığı da sağlığı da tanrı verir, tanrı alır o yüzden tıpla uğraşmak boşa uğraşmaktır. Ancak astronomi ile uğraşırsan, yıldızları gözlemlersen tanrının işine karışmış olursun ki işte o zaman en büyük günahı işlersin. Bu düşünce şekli, Osmanlı Devleti’ni önce Avrupa’nın hasta adamı durumuna getirdi. Sonra da yıkılmasına neden oldu.</p>
<p>Atatürk, giriştiği silâhlı mücadele ile Türk vatanını düşman işgalinden kurtarmıştı, Ancak bununla yetinmedi, Yeni bir mücadeleye girişti. Bu mücadelenin adı çağdaş değerlere sahip bir devlet kurmaktı. Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile hür düşünceli insanlar yetiştirildi. Toplum yaşamının her alanında yenilikler yapıldı. Yazılan yazıdan, giyilen başlığa, hukuktan, kullanılan takvime, ölçü ve tartı birimlerinden, tarih ve dil bilincine, toplum hayatının her alanında Cumhuriyetle birlikte inkılâplar yapıldı. Bu gün Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada kendisi ile birlikte çağdaşlık atılımlarına başlayan komşularıyla kıyasladığında Cumhuriyetin Türkiye’ye kazandırdıkları çok daha iyi anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bu kazanımları ve bunları koruyabilmek için ne yapılması gerektiğini kısaca gözden geçirelim.</p>
<p>Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan Türk unsurunun kimliği, Osmanlı Devleti içinde imparatorluk politikaları nedeniyle adeta unutturulmuştu. Fransız İhtilâli’nin etkisi ve devleti bölmek isteyen yabancı devletlerin teşvikiyle azınlık unsurlar arasında millî akımlar başlamıştı. Buna karşılık devleti sahip olduğu sınırlarıyla korumak amacıyla gerçekleştirilen ve millî duyguları geri plânda bırakan uygulamalar azınlıkların hareketlerini engelleyemediği gibi en büyük etkisini Türkler üzerinde göstermiştir. Türkler önce Osmanlılık siyaseti gereği Türklükten çok Osmanlılıklarını ön plâna çıkarmışlardır. Devlet bünyesindeki Hıristiyan unsurlar hemen hemen tamamıyla ayrıldıktan sonra bu sefer Müslüman fakat Türk olmayan unsurları elde tutabilmek için İslâm birliği politikası uygulanmış, ümmet bilinci işlenmiş ve yine millî değerler geri plâna atılmıştır.</p>
<p>Atatürk’ün önderliğinde başarıları Kurtuluş Savaşı ve arkasından gerçekleştirilen Türk Devrimi’nin iki temel özelliğinden biri millî olmak diğeri de lâik olmaktır. O, Türk insanının millî duygularını yeniden kazanabilmesi için tarihinden diline kadar her alanda çalışmalar yapmış ve yaptırmıştır. Kurduğu Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu bu çalışmalarının bir ürünüdür. Lâiklik yolunda yapılan atılımların amaçlarından biri de millî gelişmelere engel olan dinî taassubu kırmaktır. Atatürk her yaptığı işte Türklüğü ön plâna çıkararak ve Türklükle övünülmesi gerektiğini vurgulayarak hem insanımızın kendine güvenini yeniden kazanmasını hem de millî bir devlet olmanın gereği olan millî bilincin yerleşmesini sağlamaya çalışmış ve bunda başarılı olmuştur. Millî birlik ve beraberlik duygusu bu şekilde gerçekleşmiş ve Tüm dünyanın Türk mucizesi olarak adlandırdığı büyük başarılar kazanılmıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nden devralınan eğitim ise çok başlı ve toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermekten uzak bir görünümdeydi. Bir yanda lâik eğitim veren, diğer yanda dinî eğitim veren kurumlar vardı. Bunların dışında denetimden uzak yabancı okulları yer almaktaydı. Bu çok başlı eğitim toplumda birbirine zıt ve düşman görüşlü insanlar yetiştirmekteydiler. Bu sorun da 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ortadan kaldırılmıştır. Bu kanunla bütün Türk okulları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ve lâik eğitim veren kurumlar haline getirilmiştir. Daha sonra da yabancı ve azınlık okullarının bu ilkelere aykırı eğitim vermemeleri için buralar sıkı denetim altına alınmıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nden saltanat ve hilâfet kurumları devralınmış, bunlar uygun ortamlar elde edildikçe zaman içinde ortadan kaldırılarak millî hakimiyet ve lâik esaslara sahip kurumlar meydana getirilmiştir. Saltanat ve hilâfet kamburundan kurtulan Türkiye Cumhuriyeti, üyelerini Türk milletinin özgür iradesi ile seçtiği TBMM tarafından kabul edilen lâik kanunlarla yönetilmektedir.</p>
<p>Osmanlı Devleti, ekonomik açıdan da iflas etmişti. Osmanlı borçlarını tahsil etmek için kurulan Duyun-u Umumiye İdaresi devletin gelirlerine el koymuştu. Yok denebilecek kadar az olan sanayinin de çoğunluğu yabancılara aitti. Ülkedeki demiryolları ise yabancılarca işletildiği gibi, bir de bu yolların güzergahlarında imtiyazlar elde etmişlerdi.</p>
<p>Kapitülâsyonlar nedeniyle, Osmanlı Devleti kendi ülkesinde ekonomik kararlarını bağımsız olarak alamıyor, gümrük vergilerini kendi uygulayamıyor, kendi vatandaşlarına uyguladığı kanunlarını başkalarına uygulayamıyordu.</p>
<p>Atatürk bağımsızlığı bir bütün olarak yorumlayan ve iktisadî açıdan dışarıya bağımlı olan ülkelerin tam bağımsız olmayacaklarını anlayan bir liderdi. Bu yüzden iktisadî bağımsızlığı kazanmak için Lozan’da çok çetin bir savaş verilmiştir. Bu savaşı kazanan Türkiye, Lozan Antlaşması’yla her türlü kapitülâsyonu kaldırmayı başarmış, tam bağımsızlığını kazanmıştır. Osmanlı borçlarının önemli bir kısmını ödemek zorunda kalmasına rağmen, ekonomik gelişmesini sağlamıştır. Atatürk döneminde uygulanan tasarrufa ağırlık veren malî politikalarla yeni borç alınmamasına dikkat gösterilmiştir. Yabancıların elindeki fabrika ve demiryolları tek tek alınarak millîleştirilmiştir. Halkın elinde yeterli sermaye gücü olmadığından devlet ekonomiye de aktif olarak katılmıştır. O dönem için gerekli olan devletçilik uygulamaları ile önemli sanayi ve ticaret kurumları oluşturulmuştur.</p>
<p>Hukuk alanında ise şer’î hükümlerin uygulandığı Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçildiğinde, Cumhuriyet anayasası ve kanunları lâik esaslara uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>
<p>Lâiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinden biridir. Lâikliğin Türk toplumunda yerleşmesi için Atatürk döneminde önemli mücadeleler verilmiştir. Türkiye’nin çağdaş uygarlık içinde yerini daha kuvvetli bir şekilde alabilmesi için bu konuda hiçbir taviz verilmemesi gerekmektedir. Çünkü lâiklik din ile değil, dinî kendi çıkarlarına alet edenlerle mücadele etmektedir. Dinî kendi çıkarlarına alet edenler ise, bu çıkarlarını ancak aydınlanmamış dimağlarla sağlayabilirler. Bu nedenle eğitimde aydın düşünceli insanlar yetiştirmeye özen gösterilmeli, lâikliğe sahip çıkılmalıdır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk İnkılâbı’nın asıl hedefi olan Türk milletini çağdaş medeniyet seviyesine ve hatta onun üstüne çıkarmak için yapılan çalışmalar, yukarıda da belirtildiği gibi, toplum hayatının her alanında gerçekleşmiştir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti bugün, bulunduğu bölgenin en çağdaş, en güçlü ülkesi olmuş dünyada da sayılı ülkeler arasına girmiştir.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz kazanımlar kadın erkek herkese sağlanmıştır. Ancak Cumhuriyet ile kadınların kazanımları çok daha büyüktür. Osmanlı Devleti’nde kadınlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmakta, eğitim ve iş hayatı da dâhil olmak üzere sosyal hayattan soyutlanmaktaydılar. Erkeklere tanınan çok kadınla evlenebilme hakkı kadınları Aile hayatında bile etkisiz bir duruma getirmişti. Cumhuriyet döneminde kadına erkek ile aynı hakları tanıyacak olan düzenlemeler büyük bir hızla gerçekleştirilmiştir. Eğitimde, iş hayatında, siyasette kadın erkek fırsat eşitliği sağlanmıştır. 1926 Medenî Kanunuyla aile ve toplum hayatında kadınlara çoğu batılı ülkeden daha önce ve geniş haklar tanınmıştır.</p>
<p>Türkiye’de kadın haklan, teokratik bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti’nden, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyetine geçiş sürecinde bir dizi inkılâp ile sağlanabilmiştir. Bu konudaki gelişmeleri kısaca şöyle ele alabiliriz.</p>
<p>Batılı toplumlarda, kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda asırlar süren yoğun mücadeleler verilmiştir. Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nde de bazı kadın derneklerinin çalışmaları olmuşsa da bunlar yetersiz ve toplumsal destekten yoksun çalışmalar olarak kalmışlardır.2 Ancak, birçok batı ülkesinden önce Atatürk tarafından Türk kadınlarına bu haklar verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur. Türk kadınları, Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lidere sahip oldukları için, kendilerini oldukça şanslı saymalıdırlar.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nın silâhlı mücadele günlerinde erkeği ile birlikte her türlü zorluklarla baş ederek düşmanın yurttan kovulmasında büyük rol oynayan Türk kadınının toplumsal konumunu çok iyi değerlendiren Mustafa Kemal, onların geleceğe umutla bakmasını sağlamıştır. O’nun kadınlar konusunda 1923′te söylediği şu sözü bu konuda yapacaklarının işareti olmuştur.3</p>
<blockquote><p>… Bir toplum, cinsinden yalnız birinin asrî gerekleri elde etmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla zaaf içinde kalır. Bir millet gelişmek etmek isterse bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir… Binaenaleyh bizim toplumumuz için ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın elde etmeleri lâzımdır…</p></blockquote>
<p>Bu şekilde düşünen Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’te kadınlar, önce 3 Mart 1924 tarihli Tevhîd-i Tedrisât Kanunu ile eğitimde erkeklerle eşitliği kazanmışlardır. 1926 yılında kabul edilerek Türk kadınlarını &#8220;şeriat&#8221; zincirinden kurtaran Medenî Kanun ile, erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. Aile ve toplum hayatında kadın erkek eşitliğinin temelleri atıldı. Mecelle adı verilen ve dinî temellere dayanan kanunun yerine geçen Türk Medenî Kanunu ile Türk kadını güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya başlamıştır.</p>
<p>Bundan sonra kadın ve kadın haklarıyla ilgili gelişmeler şöyle sıralanabilir.</p>
<p>1927′de ilk defa bir bayan avukat Bediye Hanım İstanbul Barosu’na kayıt olmuştur.</p>
<p>1928′de İstanbul Fen Fakültesi’nden mezun olan 5 bayan kimyacı Türkiye için bu dalda ilk örneklerdir. Yine bu yıl ilk kez bir kız öğrenci Yüksek Mühendislik Okulu’na girmiştir.</p>
<p>1928′de çıkarılan &#8220;Türk kadın doktorların on sene müddetle hizmet-i mecburiyeden muafiyetleri hakkında kanun&#8221;5 ile mecburî hizmetten çekindikleri için doktor olmak istemeyen kadınların tıp mesleğine ilgi göstermeleri sağlanmıştır. Nitekim 1930′dan itibaren kadın doktorlar görev yapmaya başlamışlardır.</p>
<p>1928′de amacı annelerin sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek ve çalışan anneler için kreşler açmak olan Himaye-i Etfâl Kadın Cemiyeti kurulmuştur.</p>
<p>1933′te Kız çocuklarına meslekî eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü oluşturulmuştur.</p>
<p>1936′da Kadınların çalışma hayatına düzenleme getiren İş Kanunu yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Türk kadınlarının siyasî hayata atılmaları konusunda da ilk adım III. TBMM döneminde atılmış, 3.4.1930 tarihli 1580 sayılı Belediye Kanunu’yla kadınlara Belediye meclislerine üye seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.6 Bunu daha sonraki dönemde 1934 yılında yapılan anayasa değişikliği ile milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanıması izleyecektir.</p>
<p>Kadınlar seçme ve seçilme haklarını modern batı toplumları olan Fransa’da 1946′da, İsviçre’de ise 1971′de elde edebilmişken Türkiye’de 1934′ten itibaren bu hakkı kullanmaya başlamışlardır. Ancak bu hakkı yeterince kullandıkları söylenemez. Çünkü bu hakkı elde ettikleri 1935 seçimlerinde milletvekili olan 18 kadın üye meclisin %4.8′ini meydana getirirken bu orana bir daha ulaşılamamıştır.7 Bu durum Türk kadınının elde ettiği hakları kullanmaktaki isteksizliğini göstermektedir.</p>
<p>Toplum hayatında kadınlara sağlanan eşitlik, çok geçmeden kendini hissettirmeye başlayacaktır. Kadınlar her türlü meslek dallarına ilgi göstererek başarılı hizmetler yapmaya başlamışlardır. Daha önce hiçbir Türk kadınının görev almadığı alanlardan biri olan Avukatlık mesleğinde ilk Türk kadın avukatı olma unvanına sahip olan Beyhan Hanım ilk duruşmasına 28 Kasım 1928′de İstanbul 1.Ticaret Mahkemesinde katılmıştır.8</p>
<p>Kadınlara bu hakları veren Atatürk’ün ve Cumhuriyetin onlardan beklentileri de vardır. Bu beklentileri Atatürk çeşitli vesilelerle şöyle dile getirmiştir.</p>
<p>31 Temmuz 1932′ de Türkiye güzeli Keriman Halis’ in, Belçika’ da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilmesi üzerine Atatürk O’na &#8220;Ece&#8221; unvanını verir ve Türk kadınına şöyle seslenir:</p>
<blockquote><p>Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihten bildiğim için, Türk kızlarından birisinin dünya güzeli seçilmiş olmasını çok tabiî buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı da lüzumlu görürüm: Övünç duyduğumuz tabiî güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık olunuz .. .Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliğini elde tutmaktır.</p></blockquote>
<p>Dünyada milletler arası ilk kadın kongresi 18 Nisan 1935′ de Atatürk’ün himayesinde İstanbul’da toplanmış ve bu kongreye dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar katılmıştır. Atatürk &#8220;Milletler arası İlk Kadın Kongresi&#8221; delegelerine şöyle seslenir:</p>
<blockquote><p>Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.</p></blockquote>
<p>Atatürk, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:</p>
<blockquote><p>Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.</p></blockquote>
<p>Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, şöyle demektedir:</p>
<blockquote><p>Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.</p></blockquote>
<p>Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk’ ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Yapılan inkılâplarla Türk toplumunda kadın erkek eşitliği yolunda önemli adımlar atılmıştır. Türkiye’nin çağdaşlaşmasında ve kalkınmasında kadın erkek her ferdin katılımı sağlanmıştır. Ancak Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren süratle sağlanan bu hakları Türk kadınlarının tam anlamıyla kullandıkları söylenemez. Kullanılmayan bir hakkın kağıt üzerindeki varlığı ise hiçbir önem taşımamaktadır.</p>
<p>Türk kadını, Atatürk’ün kendilerine olan güvenine lâyık olabilmek için haklarını sonuna kadar kullanmalı ve Atatürk’ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini O’nun istediği gibi ilelebet yaşatmak ve geleceğe güvenle bakabilmek için, erkeklerle el ele çalışarak O’nun gösterdiği ışıklı yolda ödün vermeden yürümelidir.</p>
<p>NOT: Bu konferans, Atatürk Araştırma Merkezi adına 3 Kasım 2003 tarihinde Atatürk Teknik, Anadolu Meslek Lisesinde verilmiştir.</p>
<p>1 Utkan Kocatürk, &#8220;Atatürkçülük, Atatürk İlke ve İnkılâpları&#8221;, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara 1992, s.83.</p>
<p>2 Bu konuda geniş bilgi için bkz. Şefika Kurnaz, Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını, Milli Eğitim Bakanlığı yayını, İstanbul, 1997.</p>
<p>3 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s.89.</p>
<p>4 Cemal Avcı, III.Dönem TBMM’nin Yapısı ve Çalışmaları. Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2000, s. 147-149.</p>
<p>5 TBMM Zabıt Ceridesi, c:4, s.239-240, 244-246; Resmî Gazete, 29.5.1928.</p>
<p>6 Resmî Gazete, 14.4.1930.</p>
<p>7 Emet Doğramacı, &#8220;Siyasette Türk Kadını&#8221;, Kastamonu’da İlk Kadın Mitingi’nin 75. Yıldönümü Uluslararası Sempozyuma, Ankara 1996, s.212.</p>
<p>8 Milliyet Gazetesi, 29.11.1928.</p>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post1"><div style="max-width:336px;height:280px">
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- ads1 336x280 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:100%;height:280px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="2984261430"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
</div></div></h3>The post <a href="https://ozancorumlu.com/cumhuriyet-bize-neler-kazandirdi/">Cumhuriyet Bize Neler Kazandırdı ?</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/cumhuriyet-bize-neler-kazandirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9818</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nice 93 Yıllara&#8230;</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/nice-93-yillara/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/nice-93-yillara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2015 08:03:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖĞRETMEN]]></category>
		<category><![CDATA[TEOG]]></category>
		<category><![CDATA[YGS / LYS]]></category>
		<category><![CDATA[Başkomutanlık Medyan Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Taarruz]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Bayramı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=7517</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Mustafa Kemal&#8217;in başkomutanlığında Başkomutanlık Meydan Muharebesi&#8217;nin (Büyük Taarruz) zaferle sonuçlanmasının 93. yıl dönümünü kutluyoruz. 26 Ağustos 1922&#8217;de başlayıp, 30 Ağustos&#8217;da Dumlupınar&#8217;da sonuçlanan ve zaferle ayrıldığımız Büyük Taarruz&#8217;u, başkomutanımız ve kurucumuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/nice-93-yillara/">Nice 93 Yıllara…</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. Mustafa Kemal&#8217;in başkomutanlığında Başkomutanlık Meydan Muharebesi&#8217;nin (Büyük Taarruz) zaferle sonuçlanmasının 93. yıl dönümünü kutluyoruz.</h2>
<p>26 Ağustos 1922&#8217;de başlayıp, 30 Ağustos&#8217;da Dumlupınar&#8217;da sonuçlanan ve zaferle ayrıldığımız Büyük Taarruz&#8217;u, başkomutanımız ve kurucumuz Ulu Önder <span class="highlight highlight-red">Mustafa Kemal Atatürk</span>&#8216;ü ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.</p>
<h3 style="text-align: center;"><div class="e3lan e3lan-in-post1"><div style="max-width:336px;height:280px">
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- ads1 336x280 deneme -->
<ins class="adsbygoogle"
     style="display:inline-block;width:100%;height:280px"
     data-ad-client="ca-pub-6589290068877460"
     data-ad-slot="2984261430"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>
</div></div></h3>The post <a href="https://ozancorumlu.com/nice-93-yillara/">Nice 93 Yıllara…</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/nice-93-yillara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7517</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakan Nabi Avcı: Alınan tavsiye kararlar, eğitimin rotasını belirleyecek</title>
		<link>https://ozancorumlu.com/bakan-nabi-avci-alinan-tavsiye-kararlar-egitimin-rotasini-belirleyecek/</link>
					<comments>https://ozancorumlu.com/bakan-nabi-avci-alinan-tavsiye-kararlar-egitimin-rotasini-belirleyecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ozan ÇORUMLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2014 23:58:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Gündoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[DES]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Bir-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-İş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kurul]]></category>
		<category><![CDATA[Gürkan Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[Karma Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Şurası]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nabi Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Ders]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ozancorumlu.com/?p=745</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 19. Milli Eğitim Şurası&#8217;nda el ve gönül birliği içeriside eğitim sisteminin bundan sonraki rotasını belirleyecek, gelecekte alınacak kararlara ışık tutacak çok önemli tavsiye kararları alındığını söyledi. Şura&#8217;nın çok canlı ve verimli tartışmalara sahne olduğunu ifade eden Avcı, tartışmaların katılımcıların eğitim dünyasındaki sorunlara ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdiğini &#8230;</p>
The post <a href="https://ozancorumlu.com/bakan-nabi-avci-alinan-tavsiye-kararlar-egitimin-rotasini-belirleyecek/">Bakan Nabi Avcı: Alınan tavsiye kararlar, eğitimin rotasını belirleyecek</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="detailSpot">
<h2 class="dtlSpot"><a href="http://ozancorumlu.com/wp-content/uploads/2014/12/121.jpg"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-747 size-medium" src="http://ozancorumlu.com/wp-content/uploads/2014/12/121-300x169.jpg" alt="121" width="300" height="169" srcset="https://ozancorumlu.com/wp-content/uploads/2014/12/121-300x169.jpg 300w, https://ozancorumlu.com/wp-content/uploads/2014/12/121.jpg 620w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></h2>
<h2 class="dtlSpot">Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 19. Milli Eğitim Şurası&#8217;nda el ve gönül birliği içeriside eğitim sisteminin bundan sonraki rotasını belirleyecek, gelecekte alınacak kararlara ışık tutacak çok önemli tavsiye kararları alındığını söyledi.</h2>
</div>
<div class="ctx_content">
<p>Şura&#8217;nın çok canlı ve verimli tartışmalara sahne olduğunu ifade eden Avcı, tartışmaların katılımcıların eğitim dünyasındaki sorunlara ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdiğini dile getirdi.</p>
<p>Bakan Avcı, &#8220;Burada elbirliğiyle ve gönül birliği içerisinde eğitim sistemimizin, bundan sonraki rotasını belirleyecek, gelecekte alacağımız kararlara ışık tutacak çok önemli tavsiye kararları aldınız&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Gönüllü katılımlarından dolayı üyelere teşekkür eden Avcı, bu Şura&#8217;nın diğerlerinden en önemli farklarından birinin gündemde olmayan ve hazırlık raporlarında belirtilmeyen konuların çok fazla görüşülmemesi olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Görüşmelerin büyük ölçüde gündem konularına yönelik olduğunu dile getiren Avcı, &#8220;Bu yöntemin, kabul edilen tavsiye kararlarının isabetini ve önemini artırdığını düşünüyorum. Türkiye&#8217;de her problemin çözümü eğitimden bekleniyor. Trafikte hareketsiz kalan sürücü de daha yüksek ekonomik performans hayal eden iktisatçı da futbol seyircisinden şikayet eden futbol adamı da çözümü eğitimden bekliyor&#8221; dedi.</p>
<p>Avcı, Milli Eğitim Bakanı olarak beklentinin yüksekliğinden şikayetçi olmadığını aksine her çözümün bakanlıklarından beklenmesinden memnun olduğunu söyledi.</p>
<p>Her çareyi eğitimden beklemenin toplumun, nadir ortak müştereklerinden biri olduğuna işaret eden Avcı, eğitim konusunda mutabık olmanın toplumun iyimserliğinin göstergesi olduğunu belirtti. Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
&#8220;Problemlerimizi, dövüşerek çözmek konusunda da mutabık olabilirdik, öyle değiliz. Her problemi, eğitim gibi bir enstrümanla çözmek istiyoruz, bu iyi bir şey. Ama eğitime bu kadar büyük görevleri biçiyorsak onu okulla sınırlandırmamamız da gerekiyor. Eğitime daha yaygın daha işlek daha güçlü enstrümanlar sağlamalıyız. Eğitimi sadece okulla okul yıllarıyla sınırlandırmamalıyız. Mustafa Kemal&#8217;in Sakarya Muhaberesi sırasında dediğinden ilham alarak söyleyecek olursak &#8216;hattı eğitim olmamalı, sathı eğitim olmalı&#8217;. Yani hayatın bütün alanları, günün bütün zamanları eğitim amacıyla değerlendirilebilmeli. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı olarak çok çaba harcıyoruz. Ama alacağımız daha çok yol var. Şuramızda bize bu konularda gerçekten büyük destek sağladı.&#8221;</p>
<p><strong>Genel kurul sonrası üyelere söz verildi</strong></p>
<p>Genel Kurul Toplantısı oylamaların ardından sona erdi. Genel Kurul&#8217;a Başkanlık eden Avcı, Şura&#8217;ya ilişkin söz almak isteyenlere söz verdi.</p>
<p>Eğitim-İş Eğitim Sekreteri Önder Yılmaz, Şura&#8217;nın belirli bir sendikanın gölgesinde geçtiğini savunarak, yetkili sendikaya üye kaç kişinin burada bulunduğunun açıklanmasını istedi. Şura&#8217;nın ilk gününden itibaren, ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün adının hiç anılmadığını ifade eden Yılmaz, bunu milli eğitim şuralarının itibarının zedelenmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.</p>
<p>DES Genel Başkanı Gürkan Avcı da bu Şura&#8217;nın bugüne kadar katıldığı 4 şura içinde en demokratik olduğunu belirterek, bugüne kadar şuralarda alınan kararların yüzde 2&#8217;sinin uygulandığını savundu.</p>
<p>Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, karma eğitim uygulamasına ilişkin önerilerini alt komisyonda kabul edilmediği için Genel Kurul&#8217;a taşımadıklarını dile getirdi.</p>
<p><strong>Şura&#8217;dan notlar</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın katılımıyla geçen salı günü açılışı yapılan Şura&#8217;da, alınan 179 tavsiye kararı, Bakan Nabi Avcı başkanlığında, bugün gerçekleştirilen Genel Kurul&#8217;da oylandı.</p>
<p>Toplantıya, eğitim çevrelerinden akademisyenler, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, Bakanlık bürokratları olmak üzere yaklaşık 600 kişi katıldı.</p>
<p>Şura&#8217;da bu yıl ilk defa öğrencilere oy kullanma hakkı verildi. Öğrencilerin komisyonlara katılarak, görüşlerini sunması Şura&#8217;nın en renkli anlarından oldu.</p>
<p>Şura kararları tavsiye niteliğinde olup, eğitim politikaları hazırlanırken göz önünde bulunduruluyor.</p>
<p>Kaynak: AA</p>
</div>The post <a href="https://ozancorumlu.com/bakan-nabi-avci-alinan-tavsiye-kararlar-egitimin-rotasini-belirleyecek/">Bakan Nabi Avcı: Alınan tavsiye kararlar, eğitimin rotasını belirleyecek</a> first appeared on <a href="https://ozancorumlu.com">ozancorumlu.com | Türkiye'nin Eğitim Sitesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozancorumlu.com/bakan-nabi-avci-alinan-tavsiye-kararlar-egitimin-rotasini-belirleyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">745</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
